Ebu’l Beka er-Rundi’nin “Endülüs Ağıtı” Adlı Şiirinin İkinci Kısmı ve Türkçe Çevirisi [2/3]

Endülüs’ün kaybedilişine şahit olan Ebu’l Bekâ er-Rundî (أبو البَقَاء الرُّنْدِي), bu acı kaybı şiirinde en başarılı şekilde yansıtmıştır. Endülüs Ağıtı (رِثَاءُ الأَنْدَلُس) ya da Ebu’l Bekâ’nın Nûniyye’si adıyla anılan mersiye, 42 beyitten oluşmaktadır. Üç kısımda ele alacağımız şiirin ikinci kısmını yazımızda bulabilirsiniz.

Henüz Okumadıysanız:

Şiirin ilk kısmı

Dakika 2:30- 4:32 arasını yazımızda bulabilirsiniz.

Önce Şiir

رِثاءُ الأندَلُسِ

Endülüs Ağıtı

دَهى الجَزيرَةَ أَمْرٌ لا عَزاءَ لَهُ

هَوى لَهُ أُحُدٌ وانْهَدَّ ثَهْلانُ

Endülüs tesellisi olmayan bir derde düştü

Kederinden yıkıldı Uhud, yerle bir oldu Sehlân

أَصَابَها العَيْنُ في الإِسْلامِ فَامْتُحِنَتْ

حَتّى خَلَتْ مِنْهُ أَقْطارٌ وَبُلْدانُ

Müslümanlığına göz değdi ve öyle bir belaya gark oldu ki

En sonunda diyar diyar koptu İslam’dan

فَاسْأَلْ بَلَنْسِيَةً ما شَأْنُ مُرْسِيَةٍ

وَأَيْنَ شاطِبَةٌ أَمْ أَيْنَ جَيَّانُ

Öyleyse Belensiye’ye sor Mursiye’nin akıbetini 

Şâtıba nerede, nerede Ceyyân

وَأَيْنَ قُرْطُبَةٌ دارُ العُلومِ فَكَمْ

مِنْ عالِمٍ قَدْ سَما فيها لَهُ شَأْنُ

Nice büyük alimin yetiştiği

İlim diyarı Kurtuba nerede

وَأَيْنَ حِمْصٌ وَما تَحْويهِ مِنْ نُزَهٍ

وَنَهْرُها العَذْبُ فَيَّاضٌ وَمَلْآنُ

Nerede Hıms ve onun kır bahçeleri

Coşup taşan tatlı ırmağı nerede

قَواعِدٌ كُنَّ أَرْكانَ البِلادِ فَما

عَسى البَقاءُ إِذا لَمْ تَبْقَ أَرْكانُ

O diyarlar ki devletin yapı taşıydı 

Onlar olmadan nasıl kalsın ayakta

تَبْكي الحَنيفِيَّةُ البَيْضاءُ مِنْ أَسَفٍ

كَما بَكى لِفِراقِ الإِلْفِ هَيْمانُ

Tertemiz İslam kederinden ağlıyor

Yârinin gidişine ağlayan âşık gibi

عَلى دِيارٍ مِنَ الإِسْلامِ خالِيَةٍ

قَدْ أَقْفَرَتْ وَلَها بِالكُفْرِ عُمْرانُ

Kendisinden ayrı düşen toprakların

Kâfir bir topluluğun mesken edindiği haline

حَيْثُ المَساجِدُ قَدْ صارَتْ كَنائِسَ ما

فيهِنَّ إِلاّ نَواقيسُ وَصُلْبانُ

Öyle ki mescitleri kilise olmuş

Çan ve haçtan başka bir şey barındırmıyor

حَتّى المَحاريبُ تَبْكي وَهْيَ جامِدَةٌ

حَتّى المَنابِرُ تَرْثي وَهْيَ عيدانُ

Kaskatı kesilmiş mihraplar bile ağlıyor

Tahtadan minberler dahi yas tutuyor

يا غافِلًا وَلَهُ في الدَّهْرِ مَوْعِظَةٌ

إِنْ كُنْتَ في سِنَةٍ فَالدَّهْرُ يَقْظانُ

Ey zamandan alacağı ibretler olan gâfil!

Sen uyuklarken zaman tetiktedir

وَماشِياً مَرَحاً يُلْهيهِ مَوْطِنُهُ

أَبَعْدَ حِمْصٍ تَغُرُّ المَرْءَ أَوْطانُ

Ey kendi toprağı tarafından aklı çelinip de kibirle dolaşan kişi!

Hıms’tan ötesi aldatır mı insanı?

تِلْكَ المُصيبَةُ أَنْسَتْ ما تَقَدَّمَها

 وَلِلزَّمَانِ مَسَرَّاتٌ وَأَحْزَانُ

Bu felaket kendinden öncekileri unuttursa da

O tarih boyunca unutulmayacak

Şiir Notları

1) Şair Bize Ne Anlatıyor?

“Endülüs tesellisi olmayan bir derde düştü / Kederinden yıkıldı Uhud, yerle bir oldu Sehlân”

Endülüs’ün çöküşüne dair er-Rundi’nin kaleme aldığı mersiyenin ikinci kısmı olarak sunduğumuz bu bölümde, Müslümanların Endülüs hakimiyetini kaybetmelerinin ardından bu toprakların İslamsız kalmasını okuyoruz. Yaşanan bu felaketle, İslam tarihinde Müslümanlığın sembollerinden olan ve heybetleriyle meşhur Uhud ve Sehlân Dağları, Endülüs gibi çöküp yerle bir olmuşlardır.

Öyle ki mescitleri kilise olmuş / Çan ve haçtan başka bir şey barındırmıyor / Kaskatı kesilmiş mihraplar bile ağlıyor / Tahtadan minberler dahi yas tutuyor”

Camiler kiliseye çevrilmiştir. Bir zamanlar Müslümanların İslam’ı yaşayıp yaşattıkları bu mabetler artık çan ve haçtan başka bir şeyin bulunmadığı ruhsuz mekânlar olarak tasvir edilmiştir. Tıpkı bahsedilen dağlar gibi aslında cansız varlıklar olan mihrap ve minberler de, bu felakete kayıtsız kalamamışlardır.

“Müslümanlığına göz değdi ve öyle bir belaya gark oldu ki”

İlginç olan bir diğer husus ise, şairin Müslüman Endülüs’e nazar değdiğini söylemesidir. Endülüs ile ilgili tarihi bir arka plana sahip olmayan bir okuyucu dahi şiiri okurken şairin okura hayal ettirmek istediği Endülüs ihtişamını hissedebilir. Yaşanan bu felaketten önce Endülüs topraklarına huzur ve refahın hakim olduğu, orada nice saygıdeğer âlimlerin yetiştiği ve Endülüs’ün bilim ve tabiata önem veren bir devlet olduğu söylenmektedir.

“Bu felaket kendinden öncekileri unuttursa da / O tarih boyunca unutulmayacak”

Zamanında İslam’ı temsil eden Endülüs Devleti’nin gayrimüslimlerce yıkılıp talan edilmesi Müslüman topraklarında şimdiye kadar yaşanmış felaketlerin belki de en kötüsüdür. Bundan sonra yaşanacak diğer felaketlerin de habercisi olarak yorumlanabilir. Yaşananlar, tarih boyunca hafızalardan silinmeyecektir.

Çeviri Notları

  • الجَزيرَة: Şair, Arapçada “ada” anlamına gelen “cezîre” kelimesini belirlilik takısı ile kullanarak Endülüs’ün bulunduğu -bugün İspanya ile Portekiz’i içine alan- İber Yarımadası’nı kastetmiştir. Biz bu kelimeyi şiirsel dilin devamlılığını sağlamak amacıyla Türkçeye “ada” olarak değil, aslında kastedilen topraklar olan “Endülüs” şeklinde çevirmeyi tercih ettik.
  • أُحُد: Mîladî 625 yılında Kureyşli müşrikler ile Peygamber komutasındaki Müslüman ordusu arasında gerçekleşen savaşa adını veren ve Medîne’nin kuzeyinde bulunan bir dağdır [1].
  • ثَهْلان: Suudi Arabistan sınırları içerisindeki Necid bölgesinde bulunan heybetiyle meşhur bir dağdır [2].
  • بَلَنْسِيَة ve مُرْسِيَة: İspanya’da bulunan ve bugün özerk bölgeler olan iki şehirdir.
  • شاطِبَةٌ: İspanyolca adı “Xàtiva” olan Şâtıba, Belensiya özerk bölgesi içerisinde kalan bir şehirdir.
  •  جَيَّانُ: İspanya’nın bir diğer özerk bölgesi olan Ceyyân’ın İspanyolca orijinal adı “Jaén”dir.
  • قُرْطُبَةٌ: Endülüs bölgesine bağlı tarihi öneme sahip şehirlerden biridir. Ayrıca yüz ölçümü ve nüfus yoğunluğu bakımından Endülüs’ün en büyük üçüncü şehridir [3].
  • حِمْصٌ: Tarihi kaynakların “İşbîliyye” olarak söz ettiği, bugün İspanyolcada Sevilla olarak bilinen şehirdir. Mîladî 742-43’te Suriye’nin Hıms şehrinden askerlerin bu bölgeye konuşlandırılmasının ardından, “Hıms” adıyla da anılmaya başlanmıştır [4].
  • الحَنيفِيَّةُ البَيْضاءُ: “İslam dini” olarak yorumlayabileceğimiz “الحنيفية” kelimesi aldığı “beyaz” anlamına gelen sıfat ile yüceltilip onurlandırılmıştır. Şair’e göre Endülüs’te, yaşanan acı felakete rağmen İslam dini tüm olan bitenden ârîdir. Bu yüzden biz de çevirimizde şairin maksadını karşılayabileceğini düşündüğümüz “tertemiz” sıfatını kullandık.
  • قَواعِدٌ كُنَّ أَرْكانَ البِلادِ: Burada şairin “قواعد” kelimesiyle daha önce işaret ettiği Endülüs’teki bölge ve şehirleri kastettiğini düşünüyoruz. Bu nedenle zikredilen tüm yer isimlerini kapsaması için kelimeyi “diyarlar” şeklinde çevirdik. “أركان” kelimesi ise “destek, dayanak anlamına” gelen “ركن” kelimesinin çoğulu olarak kullanılmıştır. Buradan hareketle; sözü edilen yerlerin Endülüs Devleti için öneminin büyük olduğu anlaşılıyor ve onlar olmadan devletin ayakta kalmasının mümkün olmadığı söyleniyor. Biz de çeviride aynı manayı net bir şekilde karşılayabileceğini düşündüğümüz “yapı taşı” kelimesini kullanmayı uygun gördük.

Yeni Kelimeleri Yoklayalım

Kaynaklar

[1] Hamidullah, M., Avcı, C. (1994), Uhud Gazvesi, TDV İslam Ansiklopedisi, 42, 54-57.

[2] el-Hamevî, Y. (2006), Mu’cemu’l-Buldân, Beyrut: Dâr Sâdır, 8.

[3] (4/11/2014). قرطبة. Şubat 2021 tarihinde https://www.aljazeera.net/encyclopedia/citiesandregions/2014/11/4/قرطبة adresinden erişildi.

[4] el-Ubûdî, C. (2001), İşbîliye, TDV İslam Ansiklopedisi, 42, 428-29.

Yorumunuzu Buraya Bırakabilirsiniz:

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Kategoriler

Abone Olun

Yeni yazılarımızı herkesten önce okumak ve etkinliklerimizden haberdar olmak için mail bültenimize abone olabilirsiniz.

Son Yazılar

Benlik Üzerine Sorgulama: Nazik el-Melaike’nin “Ben” Adlı Şiiri ve Türkçe Çevirisi

Gerek şiirde serbest ölçüyü kullanması gerekse toplumda süregelen ataerkil yapıyı yıkmak için mücadele etmesiyle 20. yüzyılın en çarpıcı kadın şairi haline...

Vatansever Şairin Halkına Hicivleri: Ma’rûf er-Rusâfî’nin Kasidesi ve Türkçe Çevirisi

Çağdaş Arap şairlerinden Mâ’ruf er-Rusâfi ( مَعْرُوف الرُّصَافِي) on dokuzuncu yüzyılda Bağdat’ın “Rusâfe” semtinde doğmuştur. I.Dünya Savaşı’na ve sonrasına tanıklık eden...

Talihsiz Bir Aşk Hikayesi: İbrahim Naci’nin Şiiri Ve Türkçe Çevirisi [3/4]

“Şâ’irü’l Atlâl” (شَاعِرُ الْأَطْلَالِ) lakabıyla tanınan İbrahim Nâcî (إبْرَاهِيم نَاجِي) meşhur kasidesini kendi deyimiyle “bir aşk hikayesinden öteye geçememiş” sevdası hakkında...