İbnu’l-Mukaffa’dan Alıntılar ve Türkçe Çevirileri

Ahlakın bizlere yaşam tarzı sunduğunu biliyoruz ama ahlakın modern bir kavram olmadığı da açık. İşte Farisi asıllı İbnu’l-Mukaffa (ابن المقفّع) yıllar öncesinden bizlere ahlak nidasında bulunuyor. Küçük yaşta Fars ve Arap edebiyatlarını özümseyen ve mezceden ünlü Arap edebiyatçı, cümle kurmadaki sanatsal başarısı ile bizlere okumaya değer yazılar ve takip edilmesi gereken örnek davranışlar bırakmıştır. Sizlere onun en meşhur eserlerinden olan el-Edebu’s-sağîr ve el-Edebu’l-kebîr kitaplarından alıntılar hazırladık böylece yazarın dünyasına göz atabilirsiniz.

Önce Alıntı:

.الوَاصِفُونَ أَكْثَرُ مِنْ العَارِفِينَ، وَالعَارِفُونَ أَكْثَرُ مِنْ الفَاعِلِينَ

 فَلْيَنْظُرِ امْرُؤٌ أَيْنَ يَضَعُ نَفْسَهُ. فَإِنَّ لِكُلِّ امْرِئٍ لَمْ تَدْخُلْ عَلَيْهِ آفَةٌ نَصِيبًا مِنْ اللُّبِّ يَعِيشُ بِهِ، لَا يُحِبُّ أَنَّ لَهُ بِهِ مِنْ الدُّنْيَا ثَمَنًا. وَلَيْسَ كُلُّ ذِي نَصِيبٍ مِنْ اللُّبِّ بِمُسْتَوْجِبٍ أَنْ يُسَمَّى فِي ذَوِي الأَلْبَابِ، وَلَا يُوصَفُ بِصِفَاتِهِمْ. فَمَنْ رَامَ أَنْ يَجْعَلَ نَفْسَهُ لِذَلِكَ الاسْمِ وَالْوَصْفِ أَهْلاً، فَلْيَأْخُذْ لَهُ عَتَادَهُ، وَلْيُعِدَّ لَهُ طُولَ أَيَّامِهِ، وَلْيُؤْثِرْهُ عَلَى أَهْوَائِهِ. فَإِنَّهُ قَدْ رَامَ أَمْرًا جَسِيمًا لَا يَصْلُحُ عَلَى الْغَفْلَةِ، وَلَا يُدْرَكُ بِالْمَعْجَزَةِ، وَلَا يَصِيرُ عَلَى الأَثَرَةِ. وَلَيْسَ كَسَائِرِ أُمُورِ الدُّنْيَا وَسُلْطَانِهَا وَمَالِهَا وَزِينَتِهَا الَّتِي قَدْ يُدْرِكُ مِنْهَا الْمُتَوَانِي مَا يَفوتُ الْمُثَابِرَ، وَيُصِيبُ مِنْهَا الْعَاجِزُ مَا يُخْطِئُ الْحَازِمُ

Konuşanlar bilenlerden çoktur ve bilenler de iş yapanlardan.

Kişi kendini nereye koyduğuna baksın. Çünkü başına bir felaket gelmemiş her kişiye yaşamı boyunca kullanacağı bir miktar akıl verilmiştir ve kimse de o aklı dünyadaki hiç bir şeye değişmez. Akıldan nasibini almış her kişinin de akl-ı selim zümreden sayılması ve onları akıllı diye nitelememiz gerekmez. Kim bu isme ve unvana layık olmak isterse kendini hazırlasın, bu unvan için günlerini versin ve onu bütün zevklerinin önüne geçirsin. Çünkü o öyle bir işe kalkışmıştır ki o iş dalgınlığa gelmez, ona acziyetle ulaşılmaz ve o bencillikle elde edilmez. O diğer dünya işleri gibi değildir. Tahtlar, mal mülk ve dünyanın göz boyayan süsü gibi değildir. Zira bu gibi şeyleri disiplinli olanlar kaçırdığı halde tembeller yakalayabilir veya kararlı kişiler ulaşamasa da acziyet sahibi kişiler bunları elde edebilir.

 الأدب الصغير/ ص11

.قَالَ رَجُلٌ لِحَكِيمٍ: مَا خَيْرُ مَا يُؤْتَى الْمَرْءُ؟ قَالَ: غَرِيزَةُ عَقْلٍ

.قَالَ: فَإِنْ لَمْ يَكُنْ؟ قَالَ: فَتَعَلُّمُ عِلْمٍ

.قَالَ: فَإِنْ حُرِمَهُ؟ قَالَ: صِدْقُ اللِّسَانِ

 .قَالَ: فَإِنْ حُرِمَهُ؟ قَالَ: سُكُوتٌ طَوِيلٌ

.قَالَ: فَإِنْ حُرِمَهُ؟ قَالَ: مِيتَةٌ عَاجِلَةٌ

Adamın birisi bilgeye sorar:

-İnsana bahşedilen en iyi şey nedir? 

-Melekeleşmiş akıl.

-Peki bu bahşedilmemişse? 

-İlim öğrenmek.

-O da olmazsa? 

-Doğru sözlülük.

-O da olmazsa? 

-Çokça susmak.

-O da olmazsa?

-Acil bir ölüm.

 الأدب الصغير/ ص61 

مِنْ أَشَدِّ عُيُوبِ الْإنْسَانِ خَفَاءُ عُيُوبِهِ عَلَيْهِ. فَإِنَّ مَنْ خَفِيَ عَلَيْهِ عَيْبُهُ، خَفِيَتْ عَلَيْهِ مَحَاسِنُ غَيْرِهِ؛ وَمَنْ خَفِيَ عَلَيْهِ عَيْبُ نَفْسِهِ وَمَحَاسِنُ غَيْرِهِ، فَلَنْ يُقْلِعَ عَنْ عَيْبِهِ الَّذِي لَا يَعْرِفُ وَلَنْ يَنَالَ مَحَاسِنَ غَيْرِهِ الَّتِي لَا يُبْصِرُ أَبَداً

Bir insan için en büyük ayıp, kendi ayıplarını görememesidir. Zira kim ki kendi ayıbını göremez, o vakit başkasının güzel huylarını da göremez. Kim ki bu ikisini göremez, o vakit farkında olmadığı ayıbını da terk edemez. O vakit başkalarında olan ve onun göremediği güzel huylardan da asla nasiplenemez.

الأدب الصغير/ ص61

حَقٌّ عَلَى العَاقِلِ أَنْ يَتَّخِذَ مِرْآتَيْنِ: فَيَنْظُرَ مِنْ إِحْدَاهُمَا فِي مَسَاوِئِ نَفْسِهِ، فَيَتَصَاغَرَ بِهَا وَيُصْلِحَ مَا اسْتَطَاعَ مِنْهَا؛ وَيَنْظُرَ فِي الأُخْرَى فِي مَحَاسِنِ النَّاسِ، فَيُحَلِّيَهُمْ بِهَا، وَيَأْخُذَ مَا اسْتَطَاعَ مِنْهَا

Akıllı insanın iki tür aynası olmalıdır: Birincisiyle nefsinin kötü huylarını görür. Böylece bunlar sebebiyle mahcup hisseder ve bu kötü huylardan düzeltebildiğini düzeltir. İkincisiyle ise insanların güzel yanlarını görür. Böylece insanlar onun gözünde güzelleşir ve o da bu güzelliklerden alabildiğini alır.

الأدب الصغير / ص50

اِعْلَمْ أنكَ إنْ جَاوَزْتَ الْغَايَةَ فِي الْعِبَادَةِ، صِرْتَ إِلَى التَّقْصِيرِ؛ وَإِنْ جَاوَزْتَهَا فِي حَمْلِ الْعِلْمِ، لَحِقْتَ بِالْجُِهَّالِ؛ وَإِنْ جَاوَزْتَهَا فِي تَكَلُّفِ رِضَى النَّاسِ وَالْخِفَّةِ مَعَهُمْ فِي حَاجَاتِهِمْ، كُنْتَ الْمُحَسَّرَ الْمُضَيَّعَ

Bil ki ibadet etmede ölçüyü kaçırırsan zamanla ibadetlerini ihmal etmeye doğru gidersin. İlim öğrenmede ölçüyü kaçırırsan cahiller güruhuna katılırsın. İnsanları razı etmede ve onların işlerine koşmada ölçüyü kaçırırsan seni ezerler ve kimseden de saygı görmezsin.

الأدب الكبير / ص106

وَمِنْ الأَخْلَاقِ الَّتِي أَنْتَ جَدِيرٌ بِتَرْكِهَا – إِذَا حَدَّثَ الرَّجُلُ حَدِيثًا تَعْرِفُهُ – أَنْ لَا تُسَابِقَهُ إِلَيْهِ وَتَفْتَحَهُ عَلَيْهِ وَتُشَارِكَهُ فِيهِ، حَتَّى كَأَنَّكَ تُظْهِرُ لِلنَّاسِ بِأَنَّكَ تُرِيدُ أَنْ يَعْلَمُوا أَنَّكَ تَعْلَمُ مِنْ ذَلِكَ مِثْلَ الَّذِي يَعْلَمُ. وَمَا عَلَيْكَ أَنْ تُهْنِئَهُ ذَلِكَ وَتُفْرِدَهُ بِهِ

.وَهَذَا الْبَابُ مِنْ أَبْوَابِ الْبُخْلِ. وَأَبْوَابُهُ الْغَامِضَةُ كَثِيرَةٌ

Bir kişi senin bildiğin bir konuda konuşuyorsa, diğer insanlara konuyu senin de bildiğini göstermek için önce davranıp lafı onun ağzından alma, hatırlatmak adına müdahale etme ve onun sözüne karışma. Nitekim bu terk etmen gereken bir davranıştır. Bırak ağız tadıyla kendisi anlatsın. İşte bu da bir bencillik örneğidir. Bilinmeyen nice bencillikler var.

الأدب الكبير / ص124

.إِذَا عَرَضَ لَكَ وَبَدَهَكَ أَمْرَانِ لَا تَدْرِي أَيُّهُمَا أَصْوَبُ، فَانْظُرْ أَيُّهُمَا أَقْرَبُ إِلَى هَوَاكَ، فَخَالِفْهُ. فَإِنَّ أَكْثَرَ الصَّوَابِ فِي خِلَافِ الْهَوَى

Hangisinin daha doğru olduğu konusunda kararsız kaldığın iki seçenek karşısında keyfine en yakın olanı hangisiyse onu kesinlikle yapma. Çünkü keyfe karşı gelmek birçok doğruyu beraberinde getirir.

 الأدب الكبير / ص117

.مَنْ حَاوَلَ الْأُمُورَ، اِحْتَاجَ فِيهَا إِلَى سِتٍّ: الْعِلْمِ، وَالتَّوْفِيقِ، وَالْفُرْصَةِ، وَالْأَعْوَانِ، وَالْأَدَبِ، وَالْاِجْتِهَادِ

وَهُنَّ أَزْوَاجٌ: فَالرَّأْيُ وَالْأَدَبُ زَوْجٌ. لَا يَكْمُلُ الرَّأْيُ بِغَيْرِ الْأَدَبِ، وَلَا يَكْمُلُ الْأَدَبُ إِلَّا بِالرَّأْيِ؛ وَالْأَعْوَانُ وَالْفُرْصَةُ زَوْجٌ. لَا يَنْفَعُ الْأَعْوَانُ إِلَّا عِنْدَ الْفُرْصَةِ، وَلَا تَتِمُّ الْفُرْصَةُ إِلَّا بِحُضُورِ الْأَعْوَانِ؛ وَالتَّوْفِيقُ وَالْاِجْتِهَادُ زَوْجٌ. فَالْاِجْتِهَادُ سَبَبُ التَّوْفِيقِ، وَبِالتَّوْفِيقِ يَنْجَحُ الْاِجْتِهَادُ

Kim bir işi yapmaya niyetlenirse, altı şeye ihtiyaç duyar: İlim, muvaffakiyet, fırsat, destek, ahlak, çalışkanlık.

Bu altı şey birbiriyle eştir:

Fikir ve ahlak eştir. Ahlak olmadan tam bir fikir oluşmaz, ahlak da fikirsiz olmaz. Destek almak ve fırsat da eştir. Destek sadece fırsat zamanında işe yarar. Fırsatlar da destek olmadan değerlendirilemez. Muvaffakiyet ve çalışkanlık eştir. Muvaffakiyet, çalışkanlığın neticesinde olur. Çalışkanlık da muvaffakiyetle gelir.

 الأدب الصغير/  ص56

وَكَانَ يُقَالُ: قَارِبْ عَدُوَّكَ بَعْضَ الْمُقَارَبَةِ، تَنَلْ حَاجَتَكَ؛ وَلَا تُقَارِبْهُ كُلَّ الْمُقَارَبَةِ، فَيَجْتَرِئَ عَلَيْكَ عَدُوُّكَ وَتَذِلَّ نَفْسُكَ وَيَرْغَبَ عَنْكَ نَاصِرُكَ

.وَمَثَلُ ذَلِكَ مَثَلُ الْعُودِ الْمَنْصُوبِ فِي الشَّمْسِِ. إِنْ أَمَلْتَهُ قَلِيلاً، زَادَ ظِلُّهُ؛ وَإِنْ جَاوَزْتَهُ الْحَدَّ فِي إِمَالَتِهِ، نَقَصَ الظِّلُّ

Şöyle derler: Düşmanını biraz yakın tut ki işini göresin. Aynı zamanda onu temelli yaklaştırma ki sana karşı cesaret kazanmasın; çünkü bu şekilde kendi kendini gözden düşürürsün ve dostların da senden yüz çevirir.

Bu durum bir çubuğun güneş altına dikilmesine benziyor. Biraz eğersen çubuğun gölgesi artar; fakat eğerken belirli bir sınırı aşarsan bu sefer gölgesi kısalır.

 الأدب الصغير / ص65

!لِيَجْتَمِعْ فِي قَلْبِكَ الافْتِقَارُ إِلَى النَّاسِ وَالاسْتِغْنَاءُ عَنْهُمْ

!وَلْيَكُنْ افْتِقَارُكَ إِلَيْهِمْ فِي لِينِ كَلِمَتِكَ لَهُمْ وَحُسْنِ بِشْرِكَ بِهِمْ

.وَيَكُونُ اسْتِغْنَاؤُكَ عَنْهُمْ فِي نَزَاهَةِ عِرْضِكَ وَبَقَاءِ عِزِّكَ

Kalbinde hem insanlara olan ihtiyaç duygusu hem de onlardan yüz çevirme duygusu birleşmeli!

Onlara olan ihtiyaç duygun yumuşak sözlü ve güler yüzlü olman; onlardan yüz çevirmen ise namusunu koruman ve şerefli kalman şeklinde zuhur etmeli.

 الأدب الكبير / ص117

لَا تَعْتَذِرَنَّ إِلَّا إِلَى مَنْ يُحِبُّ أَنْ يَجِدَ لَكَ عُذْراً، وَلَا تَسْتَعِينَنَّ إِلَّا بِمَنْ يُحِبُّ أَنْ يُظْفِرَكَ بِحَاجَتِكَ، وَلَا تُحَدِّثَنَّ إِلَّا مَنْ يَرَى حَدِيثَكَ مَغْنَماً، مَا لَمْ يَغْلِبْكَ اضْطِرَارٌ

Seni mazur görmeyecek kişilerden özür dileme, sana yardım etmekten hoşlanan kişi dışında kimseden yardım isteme ve sözlerini faydalı bulmayan kimseye laf anlatma, zorunda olmadıkça…

الأدب الكبير / ص81

Alıntı Notları

1) İbnu’l-Mukaffa Kimdir?

Tahminen 106 (724) senesinde doğmuştur. İbnu’l-Mukaffa, Huzistan bölgesinden olup Farisi asıllıdır. Huzistan bölgesi o zamanlar Arapların fethedip yakın zamanda  yerleşmeye başladıkları Basra’ya yakındı. Bu da İbnu’l-Mukaffa’nın Araplara bölgesel yakınlığını gösteriyor. Daha sonrasında Mecusi olan babası tarafından Arap hocalara eğitim amaçlı gönderilecek ve Arapça’yı öğrenerek Arap kültürüne yakınlaşacaktı. İbnu’l-Mukaffa’nın babası Dâdeveyh, Haccac’ın harac (vergi) memuru olduktan sonra  devlet malına el uzattığı için  işkence görmüş ve elinde oluşan kalıcı yaralanmalar neticesinde çolak anlamına gelen “mukaffa” ismiyle  anılmaya başlamıştır. Bunun üzerine oğlu  da (İbnu’l-Mukaffa) bu lakabı “Çolak’ın oğlu” şeklinde bugüne kadar taşımıştır.Felsefe ve dinlerle de ilgilenen yazarımız Fars kültüründeki dini bilgileri ve o yörenin felsefesini Arapça olarak telif etmiştir.

Aynı zamanda bizim bu yayınımızda kendisinden alıntı yaptığımız ve ahlaka dair konular içeren el-Edebu’s-sağîr ve el-Edebu’l-kebîr adlı kitapları da oldukça bilinen eserleridir. Kitabı Balebek Kütüphanesi’nde bulan ve tahkik eden Ahmed Zeki Paşa, eserin Kelîle ve Dimne’den ilhamla telif edildiğini düşünüyor. Bunun yanında İbnu’l-Mukaffa’nın Kelîle ve Dimne’yi tercüme ederken kullandığı dil ile müellifi olduğu el-Edebu’s-sağîr gibi eserlerin dili birbirinden farklıdır. Yazarın özellikle el-Edebu’s-sağîr eseri, söz diziminin güzelliğiyle diğer eserlerinden ayrılmaktadır.

Babası gibi bir süre Mecusi dinine mensup kalan İbnu’l-Mukaffa sonradan Müslüman olmuş ve hayatının büyük bir bölümünü Mecusi olarak geçirdikten sonra Müslüman olarak devam etmiştir. Ancak kitaplarında yer alan Mecusi dinine ve Fars kültürüne ait bilgi ve motifler sebebiyle zındıklıkla ve ırkçılıkla suçlanmış, olumsuz eleştirilere maruz kalmıştır. 143 (760) yılında vefat eden yazarın ölümüyle ilgili farklı sebepler zikredilebilir. Bunlardan bir tanesi de Halife Mansur’a baş kaldırması sonucu idam edilmesidir.

2) el-Edebu’l-kebîr ve el-Edebu’s-sağîr:

el-Edebu’l-kebîr (الأدب الكبير) adlı eser aynı zamanda ed-Durretu’l-yetîme ve el-Hikmetu’l-medeniyye gibi farklı isimlerle de bilinmektedir. İki kısımdan oluşan kitabın ilk bölümü hükümdar, vezir gibi devlet sorumlularının siyaseten nasıl davranmaları gerektikleri konu edilirken ikinci bölümde kişiler arası muamelede dikkat edilmesi gereken hususlar ve nezaket kuralları ele alınmıştır. 

el-Edebu’s-sağir (الأدب الصغير) kitabı ise mukaddime ve tek bir bölümden oluşur. Bu eserde ise daha çok edeb ve ahlakın insanın düşünüşü ve akli gelişimindeki önemi ve nefsin tezkiyesi gibi konular zikredilmiş; saray erbabına ve bilhassa avama yönelik ahlaki öğütlere ve hikmetli sözlere yer verilmiştir. Yazar bu eserde okuyucunun hem fikren olgunlaşmasını ve siyaset tecrübesi edinmesini hem de ahlaki olarak gelişmesini hedeflemiştir. 

Bu eserler gerek içinde barındırdığı bilgi ve tecrübelerin değeri; gerekse İbnu’l-Mukaffa’nın zihnî arka planına ulaşmada bizlere ışık tutan nitelikte olmaları açısından önemlidir. 

Çeviri Notları

  • الوَاصِفُونَ: “Konuşanlar” şeklinde çevirdiğimiz kelime “bir işi vasfeden, onun hakkında konuşan” anlamında kullanılmıştır.
  • غَرِيزَةُ عَقْلٍ: Bu ifadedeki غريزة kelimesi, “içgüdü” anlamına gelmekle beraber çeviride “melekeleşmiş akıl” ifadesini tercih ettik.
  • “Kim bir işi yapmaya kalkışırsa, altı şeye ihtiyaç duyar: İlim, muvaffakiyet, fırsat, destek, ahlak, çalışkanlık. Bu altı şey birbiriyle eştir: Fikir ve ahlak eştir. Ahlak olmadan tam bir fikir oluşmaz, ahlak da fikirsiz olmaz.” Yazar burada ilk önce 6 kavramın eş olduğunu söylemesine rağmen daha sonrasında sırayla getirdiği kelimelerde bir değişiklik yaparak “ilim” kelimesini “fikir” kelimesiyle açıklamıştır.
  • “İnsanları razı etmede ve onların işlerine koşmada ölçüyü kaçırırsan seni ezerler ve kimseden de saygı görmezsin. Bu kısmın Arapçasındaki “محسر” kelimesi “küçük düşürülmüş” anlamına, “مضيع” kelimesi ise “tehlikeli bir yerde yalnız bırakılmış” anlamına gelmektedir.


Yeni Kelimeleri Yoklayalım

Kaynaklar

Alıntılar için:

Mukaffa, İ. (1911). el-Edebu’s-sağîr, thk. Ahmed Zeki Paşa. İskenderiye: Medresetu Muhammed Ali es-Sınai.

Mukaffa, İ. (1912). el-Edebu’l-kebir, thk. Ahmed Zeki Paşa. İskenderiye: Medresetu Muhammed Ali es-Sınai.

Yazıda kullanılan kaynaklar:

Meryem, H. (2019) İbnu’l-Mukaffa. Birleşik Krallık: Müessetu Hindavi.

Durmuş, İ. (2000). İBNÜ’l-MUKAFFA‘. TDV İslam Ansiklopedisi, 21, 130-134.

Kutluer, İ. (2000).  İBNÜ’l-MUKAFFA‘. TDV İslam Ansiklopedisi, 21, 134-137.

Yorumunuzu Buraya Bırakabilirsiniz:

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Kategoriler

Abone Olun

Yeni yazılarımızı herkesten önce okumak ve etkinliklerimizden haberdar olmak için mail bültenimize abone olabilirsiniz.

Son Yazılar

Benlik Üzerine Sorgulama: Nazik el-Melaike’nin “Ben” Adlı Şiiri ve Türkçe Çevirisi

Gerek şiirde serbest ölçüyü kullanması gerekse toplumda süregelen ataerkil yapıyı yıkmak için mücadele etmesiyle 20. yüzyılın en çarpıcı kadın şairi haline...

Vatansever Şairin Halkına Hicivleri: Ma’rûf er-Rusâfî’nin Kasidesi ve Türkçe Çevirisi

Çağdaş Arap şairlerinden Mâ’ruf er-Rusâfi ( مَعْرُوف الرُّصَافِي) on dokuzuncu yüzyılda Bağdat’ın “Rusâfe” semtinde doğmuştur. I.Dünya Savaşı’na ve sonrasına tanıklık eden...

Talihsiz Bir Aşk Hikayesi: İbrahim Naci’nin Şiiri Ve Türkçe Çevirisi [3/4]

“Şâ’irü’l Atlâl” (شَاعِرُ الْأَطْلَالِ) lakabıyla tanınan İbrahim Nâcî (إبْرَاهِيم نَاجِي) meşhur kasidesini kendi deyimiyle “bir aşk hikayesinden öteye geçememiş” sevdası hakkında...