Cubran Halil Cubran’nın Ne Söylüyor Ola Bu Su Değirmeni? Adlı Şiiri ve Türkçe Çevirisi

Zamanın eskitemediği bir şair, yazar ve ressam… Cubrân Halîl Cubrân (جُبران خَليل جُبران) başta “The Prophet (النَّبِيّ)” ve “el-Ecnihatu’l-Mutekessira (الأَجْنِحَةُ المُتَكَسِّرَة)olmak üzere neşrettiği Arapça ve İngilizce eserleriyle küresel bir yankı uyandırmıştır. Nitekim kitapları yirmiden fazla dile tercüme edilmiştir. Cubrân’ı bu denli meşhur kılan ise kendine has üslubu ve başarılı bir şekilde işlediği hem dönemine hem de geleceğe hitap eden konularıdır. Bunun güzel bir örneği de sizler için çevirdiğimiz “Ne Söylüyor Ola Bu Su Değirmeni?” adlı şiiridir. Cubrân, su değirmeni ile arasında geçen bir diyalog üzerine kurgular şiirini. Su değirmeni hayattaki pek çok kavramı ve durumu insanların yanlış anladığını söyler, hemen ardından da karşılaştırmalar yaparak ve tezatlar kurarak asıl hakikatlerini izâh eder. Şiir boyunca; hayat, ölüm, cennet, cehennem gibi kavramlar üzerinden Cubrân’ın sûfi bakışını ve varoluşsal düşüncelerini sezinleriz. Cubrân’ın kullandığı kelimeler ve anlatım her ne kadar okuyucuyu zorlamasa da işaret ettiği derin manalar bir tefekkür yolculuğuna çıkarmakta.

Önce Şiir

 مَاذَا تَقُولُ السَّاقِيَة؟

Ne Söylüyor Ola Bu Su Değirmeni?

سِرْتُ فِي الْوَادِي وَقَدْ جَاءَ الصَّبَاحْ

مُعْلِناً سِرَّ وُجُودٍ لَا يَزُولْ

Dolaşıyordum vadide geldi çattı sabah

O ebedi varlığın sırrını haykırarak

فَإِذَا سَاقِيَةٌ بَيْنَ الْبِطَاحْ

:تَتَغَنَّى وَتُنَادِي وَتَقُولْ

İşte o vakit dereler arasında bir su değirmeni

Şarkılar mırıldanıp söylemekte şunları:

مَا الْحَيَاةُ بِالْهَنَاءْ

إِنَّمَا الْعَيْشُ نُزُوعٌ ومَرَامْ

Hayat rahatlıktan ibaret değil

Bilakis yaşamak, arzu ve istekten müteşekkil

مَا الْمَمَاتُ بِالْفَنَاءْ

إِنَّمَا الْمَوْتُ قُنُوطٌ وَسَقَامْ

Ölüm yok olmak değil

Asıl ölüm çaresizlik ve hastalıktan müteşekkil

مَا الْحَكِيمُ بِالْكَلَامْ

بَلْ بِسِرٍّ يَنْطَوِي تَحْتَ الْكَلَامْ

Bilgelik sözde değil yalnızca

Aksine sözün altında gizlenen manada

مَا الْعَظِيمُ بِالْمَقَامْ

إِنَّمَا الْمَجْدُ لِمَنْ يَأْبَى الْمُقَامْ

Azamet, değil yalnızca makamda

Asıl asalet durup oturmayı reddedebilende

مَا النَّبِيلُ بِالْجُدُودْ

كَمْ نَبِيلٍ كَانَ مِنْ قَتْلَى الْجُدُودْ

Soyluluk olmaz yalnız ecdat ile

Nice soylular var ecdadının katlettiği

مَا الذَّلِيلُ بِالْقُيُودْ

قَدْ يَكُونُ الْقَيْدُ أَسْنَى مِنْ عُقُودْ

Zillet prangalarla olmaz yalnız

Nitekim gerdanlıklardan daha parlak olabilir prangalar

مَا النَّعِيمُ بِالثَّوَابْ

إِنَّمَا الْجَنَّةُ بِالْقَلْبِ السَّلِيمْ

Cennet değil sevap kazanmakta

Cennet iyi kalplilikte

مَا الْجَحِيمُ بِالْعَذَابْ

إِنَّمَا الْقَلْبُ الْخَلِيُّ كُلُّ الْجَحِيمْ

Cehennem de azap demek değil ki

Boş bir gönül cehennemin ta kendisi

مَا العَقَارُ بِالنُّضَارْ

كَمْ شَرِيدٍ كَانَ أَغْنَى الْأَغْنِيَاءْ

Asıl mal değil altın

Nice aylaklar da olabilir zenginlerden daha zengin

مَا الْفَقِيرُ بِالْحَقِيرْ

ثَرْوَةُ الدُّنْيَا رَغِيفٌ وَ رِدَاءْ

Fakirlik demek değil ki zavallılık

Dünya malı değil mi ki bir lokma ve bir hırkalık

مَا الْجَمَالُ بِالْوُجُوهْ

إِنَّمَا الْحُسْنُ شُعَاعٌ لِلْقُلُوبْ

Güzellik yüzde değil yalnızca

Hüsün kalpteki parıltı aslında

مَا الْكَمَالُ لِلنَّزِيهْ

رُبَّ فَضْلٍ كَانَ فِي بَعْضِ الذُّنُوبْ

Kemal, değil ki yalnız hatasızlıkta

Nice faziletler var birtakım yanlışlarda

هَذَا مَا قَالَتْهُ تِلْكَ السَّاقِيَةْ

لِصُخُورٍ عَنْ يَمِينٍ وَيَسَارْ

İşte bunlardı su değirmeninin söylediği

Sağdan ve soldan kayalara doğru

رُبَّ مَا قَالَتْهُ تِلْكَ السَّاقِيَةْ

كَانَ مِنْ أَسْرَارِ هاَتِيكَ الْبِحَارْ

Su değirmeninin dediklerinin pek çoğu da

O suyun sırlarındandı aslında

Şiir Notları

1) Cubrân Halîl Cubrân Kimdir?

Cubrân Halîl Cubrân 1883 yılında Lübnan’da dünyaya gelmiştir. On ikisinde ailesiyle Amerika’ya göç edip Boston’a yerleşirler. Fakat daha sonra Beyrut’a dönerek el-Hikme Enstitüsü’nde (مَعْهَدُ الحِكْمَة) Arapça öğrenmeye başlar. Bir yandan da fen bilimleri ile din ve mitoloji gibi sosyal bilimlerle ilgilenir. Bu dönemde çeşitli yazıları yayımlanır. 1902’de tekrar Amerika’ya döner ve kendini uzun zamandır ilgilendiği resme ve yazıya verir. Dünyada şöhret bulmuş olan eseri el-Ecnihatu’l-mutekessira’yı (الأَجْنِحَةُ المُتَكَسِّرَة) Arapça olarak 1912’ de yayımlar. İlk eserlerini Arapça veren yazar sonraları İngilizce olarak yayımlamaya başlar. Cubrân; Nietzsche ve Freud gibi düşünürlerden ve eserlerinden oldukça etkilenerek metafizik konularına ilgi duyar [1].

Yazarın edebî hayatı temelde üç devrede ele alınır: Sosyal sorunlarla iştigal ettiği ilk dönem (1905-1908); şüphe, başkaldırı ve güç gibi konuların etrafında şekillenen ikinci dönem (1908-1918); sevgi, barış, sükûnet, iç dinginlik ve inceliğin merkezde olduğu üçüncü dönem (1918-1931). Şair, 1920’de Amerika’daki Mehcer edip ve şairleriyle birlikte er-Râbıtatu’l-Kalemiyye (الرَّابِطَةُ الْقَلَمِيَّة) derneğini kurar. 1923’te bütün dünyada tanınmasını sağlayan en önemli eseri The Prophet’i (النَّبِيّ) yayımlar. 1931’de ise tüberkülozdan hayatını kaybeder [2]. Cubrân, eserlerinde hem Doğu’nun düştüğü kör taklidi hem de Batı’nın merkeze koyduğu materyalist yaklaşımı eleştirmiştir. Toplumsal sorunları analiz edip çözümler sunmuş, kimi zaman da karamsarlığa düşmüştür. Şiirlerinde nesre yaklaşan kendine has bir şiir üslubu geliştirmiştir. 

2) Şair Bize Ne Anlatıyor?

“Hayat rahatlıktan ibaret değil / Bilakis yaşamak, arzu ve istekten müteşekkil ”


Burada şair, hayatın mutlak bir saadet, bolluk ve rahatlık içinde olamayacağını çünkü hiçbir zaman her şeye sahip olup da tam mutluluğa eremeyeceğimizi hatırlatıyor. Aksine hayat her daim bir şeyleri elde etmek için gayret, arzu, çaba ve istek gerektirmekte.

“Azamet, değil yalnızca makamda / Asıl asalet durup oturmayı reddedebilende”


Şair büyüklüğün, üstünlüğün ve yüceliğin sahip olunan dereceye, rütbeye ya da makama bağlı olmadığını söylüyor. Ardından da asıl soyluluğun; sahip olduğun makam ya da mevkiye teslim olmamaktan, o makamın seni ele geçirmesine izin vermemekten geçtiğini vurguluyor.

Çeviri Notları

  • رَغِيفٌ وَرِدَاء: “Bir ekmek ve bir aba” anlamına gelen bu ibâre, Türkçede “bir lokma bir ekmek” terkibine uygun düşmektedir. 
  • فَنَاء: Şiirin aslında bu kelime غِنَاء olarak geçer ki “şarkı, şarkı söylemek” anlamlarını karşılamaktadır. Fakat bu sözcük, şiirde kullanıldığı bağlamla anlamlı bir bütün oluşturmamaktadır. Bundan dolayı zaman zaman karşılaştığımız üzere burada da kelimenin bir baskı hatası neticesinde bu şekilde yazıldığı kanaatindeyiz. Çünkü bağlamı dikkate aldığımızda kastedilenin فَنَاء olması kuvvetle muhtemeldir.

Yeni Kelimeleri Yoklayalım

Kaynaklar

Şiir için:

Cubrân, H.C. (1999). el-Bedâi’ ve’t-tarâif. Beyrut: el-Mektebetu’s-sekâfiyye, 172 – 173. 

[1] Nuayme, M. (1934). Cubrân Halîl Cubrân. Beyrut: Matbaatu Lisanu’l-hâl.
[2] Demirayak, K. (2016). Cibrân Halil Cİbrân. TDV İslâm Ansiklopedisi, 2, 259-262.

Yorumunuzu Buraya Bırakabilirsiniz:

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Kategoriler

Abone Olun

Yeni yazılarımızı herkesten önce okumak ve etkinliklerimizden haberdar olmak için mail bültenimize abone olabilirsiniz.

Son Yazılar

Benlik Üzerine Sorgulama: Nazik el-Melaike’nin “Ben” Adlı Şiiri ve Türkçe Çevirisi

Gerek şiirde serbest ölçüyü kullanması gerekse toplumda süregelen ataerkil yapıyı yıkmak için mücadele etmesiyle 20. yüzyılın en çarpıcı kadın şairi haline...

Vatansever Şairin Halkına Hicivleri: Ma’rûf er-Rusâfî’nin Kasidesi ve Türkçe Çevirisi

Çağdaş Arap şairlerinden Mâ’ruf er-Rusâfi ( مَعْرُوف الرُّصَافِي) on dokuzuncu yüzyılda Bağdat’ın “Rusâfe” semtinde doğmuştur. I.Dünya Savaşı’na ve sonrasına tanıklık eden...

Talihsiz Bir Aşk Hikayesi: İbrahim Naci’nin Şiiri Ve Türkçe Çevirisi [3/4]

“Şâ’irü’l Atlâl” (شَاعِرُ الْأَطْلَالِ) lakabıyla tanınan İbrahim Nâcî (إبْرَاهِيم نَاجِي) meşhur kasidesini kendi deyimiyle “bir aşk hikayesinden öteye geçememiş” sevdası hakkında...