Ölüme Kafa Tutan Bir Kararlılık: İbrahim Tukan’ın Fedai Şiiri ve Türkçe Çevirisi

İbrâhim Tûkân (إِبْرَاهِيم طُوقَان) modern Arap şiirinin önde gelen Filistin şairidir. Milli duyguları içeren şiirleriyle tanınmış ve bundan dolayı kendisine “vatanın şairi” ve “vatanın koruyucusu” lakapları verilmiştir. Klasik ve modern edebiyatla erken yaşta tanışması şiir yeteneğini açığa çıkarmış, Kur’an belâgatine olan ilgisi sayesinde ifadelerini Kur’anî üslup ile harmanlamıştır. Şair şiirlerinde açık, net, samimi, duygusal bir üslup ve yalın bir dil kullanmıştır. Bu bütünlük ise milyonları harekete geçirebilecek bir uyum sağlamıştır. [1]

Arap milliyetçiliğini savunan şairin bu amaçla yazdığı ve Filistin halkı için ulusal bir marş olup dillerine pelesenk olduğu “Yurdum (مَوْطِنِي)” şiiri şairin en ünlü şiiridir. Devrimcilerde heyecan uyandıran “Fedâi” 9 Haziran 1930 tarihinde yazılmıştır. [2] Filistinlilerin ulusal ve tarihi olaylar münasebetiyle susturulmuş kelimelerini buldukları şiirlerden bir tanesi haline gelmiştir. 18 beyitlik şiirinde Tûkan bizlere, Siyonistlere karşı ayaklanmanın ilk adımını atan gencin beraberinde nasıl da binlerce adımı azad ettiğini ve bu gencin tek başına giriştiği başkaldırıdaki cesaretin uyandırdığı hayranlığı anlatmakta.

Şiirin Hikayesi

İngiliz mandası altındaki Filistin’e Siyonist proje kapsamında yüz binlerce Yahudi göç etmiştir. Bu durum, Arap topluluklarının tahammül edemeyeceği bir sınıra dayandığında toplumda öfke ve isyan baş göstermiş, Filistinli bir genç de bu olanlara boyun eğmek yerine başını kaldırarak halkı cesarete getirmiştir. Şair bu olayı divanında şiire başlamadan önce genel bir şekilde izah etmiştir. Fedâi şiirinin girişindeki not şu şekilde:

عَيَّنَتِ الْحُكُومَةُ الْمُنْتَدَبَةُ يَهُودِيًّا بِرِيطَانِي الْجِنْسِيَّةِ لِوَظِيفَةِ النَّائِبِ الْعَامِّ فِي فِلَسْطِينَ. فَأَمْعَنَ فِي النِّكَايَةِ وَالْكَيْدِ لِلْعَرَبِ بِالْقَوَانِينِ التَّعَسُّفِيَّةِ الْجَائِرَةِ الَّتِي كَانَ (يَطْبُخُهَا). وَلَمَّا ثَقُلَتْ عَلَى الْعَرَبِ وَطْأَتَهُ، كَمَنَ لَهُ أَحَدُ الشُّبَّانِ الْمُتَحَمِّسِينَ فِي مَدْخَلِ دَارِ الْحُكُومَةِ فِي الْقُدْسِ وَأَطْلَقَ النَّارَ عَلَيْهِ فَجَرَحَهُ

“Hükümet Filistin’de başsavcılık görevi için İngiliz bir Yahudi’yi görevlendirdi. Başsavcı’nın gizlice ve dikkatlice hazırladığı zulüm kokan yasalarda temel amaç, Araplara zarar vermek ve onlara üstün gelmekti. O Arapları baskı altına almak için konulan kanunlar emellerine ulaşmış ve halk, hürriyetlerini ellerinden alındığını fark ettiğinde Kudüs’te hükümet sarayının girişinde fanatik gençlerden biri başsavcıyı tuzağa düşürdü. Genç, başsavcıya ateş açtı ve onu yaralayarak bir suikast girişiminde bulundu.” [3]

Ve Şiir

الْفِدَائِي

Fedâi

لاَ تَسَلْ عَنْ سَلاَمَتِهْ

رُوحُهُ فَوْقَ رَاحَتِهْ

Sorma onun selametini

Koltuğunun altına aldı kellesini

بَدَّلَتْهُ هُمُومُهُ

كَفَناً مِنْ وِسَادَتِهْ

Başını dayadığı yastığı ise

Kederleri bir kefene çevirdi

يَرْقُبُ السَّاعَةَ الَّتِي

بَعْدَهَا هَوْلُ سَاعَتِهْ

Şimdiyse bekliyor ölümünden

Önceki son saati

شَاغِلٌ فِكْرَ مَنْ يَرَاهُ

بِإِطْرَاقِ هَامَتِهْ

Düşünceye boğuyor

Başını eğik görenleri

بَيْنَ جَنْبَيْهِ خَافِقٌ

يَتَلَظَّى بِغَايَتِهْ

Arzularıyla yanıyor

Göğsünün içindeki kalbi

مَنْ رَأَى فَحْمَةَ الدُّجَى

أُضْرِمَتْ مِنْ شَرَارَتِهْ

Gördünüz mü onun aleviyle

Tutuşturulurken karanlığın kömürünü

حَمَّلَتْهُ جَهَنَّمٌ

طَرَفاً مِنْ رِسَاَلتِهْ

Ki cehennem onu

Mektubunun emanetçisi yapmıştı

هُوَ بِالْبَابِ وَاقِفٌ

وَالرَّدَى مِنْهُ خَائِفُ

Ölüm ondan korkarken

O kapıda dikilmiş duruyor

فَاهْدَئِي يَا عَوَاصِفُ

خَجَلاً مِنْ جَرَاءَتِهْ

Cesaretinden utanarak

Sakinleşin ey fırtınalar

***

صَامِتٌ لَوْ تَكَلَّمَا

لَفَظَ النَّارَ وَالدِّمَا

Suskundur fakat konuşursa

Ağzından ateş ve kan püskürür

قُلْ لِمَنْ عَابَ صَمْتَهُ

خُلِقَ الْحَزْمُ أَبْكَمَا

Sessizliğini kınayana söyle

Kararlılık dilsizlikten yaratılmıştır

وَأَخُو الْحَزْمِ لَمْ تَزَلْ

يَدُهُ تَسْبِقُ الْفَمَا

Ve kararlılık sahibi kişinin

Eli hep ağzından önce davranır

لاَ تَلُومُوهُ قَدْ رَأَى

مَنْهَجَ الْحَقِّ مُظْلِمَا

Onu kınamayın

Hakkın yolunu karanlık gördü diye

وَبِلاَداً أَحَبَّهَا

رُكْنُهَا قَدْ تَهَدَّمَا

Sevdiği ülkelerin temellerinin

Yıkıldığını gördü diye

وَخُصُوماً بِبَغْيِهِمْ

ضَجَّتِ الْأَرْضُ وَالسَّمَا

Zulümlerinden dolayı yerin ve göğün

İnlediği düşmanları gördü diye

مَرَّ حِينٌ فَكَادَ يَقْ

تُلُهُ الْيَأْسُ، إنَّمَا

Öyle günler geçirdi ki; umutsuzluk

Öldürecekti onu neredeyse

هُوَ بِالْبَابِ وَاقِفُ

والرَّدَى مِنْهُ خَائِفُ

Ölüm ondan korkarken

O kapıda dikilmiş duruyor

فَاهْدَئِي يَا عَوَاصِفُ

خَجَلاً مِنْ جَرَاءَتِهْ

Cesaretinden utanarak

Sakinleşin ey fırtınalar

Şiir Notları

1) İbrâhim Tûkân Kimdir?

Filistinli şair İbrâhim Tûkân (إِبْرَاهِيم طُوقَان) Nablus’da 1905 yılında dünyaya gelmiştir. Kültürel ve entelektüel açıdan zengin bir aile ortamında yetişen Tûkân, şairlik hayatına ergenlik döneminde zecel türünde şiir yazan dedesinden ve ona birçok hikaye ve roman okuyan annesinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Sonrasında kendisi gibi şair olan kız kardeşi Fedvâ Tûkân’ı şiire karşı cesaretlendirmiştir. [4] Öğrencilik yıllarında ise klasik Arapça ve klasik Arap şiiriyle tanışma fırsatı bulmuştur. Üniversite yıllarındaki araştırmacı ve ilme istekli karakteri, İngilizcenin yanında Türkçe, Almanca ve İspanyolca gibi dillere hakim olmasını sağlamıştır. Yine Beyrut’ta Vecih el-Bârûdî, Hâfız Cemîl ve Ömer Ferrûh gibi seçkin edebiyatçı ve düşünürlerle bir araya gelip, Dârü’n-nedve (دَارُ النَّدْوَة) başlığı altında edebi bir halka oluşturmuşlardır. [5] 1929 yılında Beyrut’taki Amerikan Üniversitesi Edebiyat Bölümü’nden mezun olmuş ve okuduğu dönem içerisinde kendisine “üniversite şairi” lakabı verilmiştir.

Siyonistlerle Filistinli Araplar arasındaki düşmanlığın kanlı çatışmalara dönüştüğü ve Filistin’in büyük bir ayaklanmaya tanık olduğu Ağustos 1929 olaylarında Tûkân bir sene boyunca Nablus’daki Necâh isimli okulda Arapça öğretmeni olarak görev almıştır. [6] Bu olay, Tûkân’ı milli şiirler yazmaya itmiştir. Sonrasında Amerikan Üniversitesi’nin Arapça Bölümü’nden aldığı davet üzerine Beyrut’a geri dönmüş, 1930-1932 yılları arasında üniversitede çalışmıştır ve sonrasında Filistin’e dönüp Reşidiye Okulu’nda öğretmenliğe devam etmiştir. Ancak öğrenciyken yakalandığı mide rahatsızlığı daha da artmış ve devam eden başarılı operasyonlar sonucunda öğretmenliği bırakıp iki yıl boyunca Nablus Belediyesi’nde çalışmıştır. Bu dönemde milliyetçi kasideler neşretmiş ve bunları geniş bir okuyucu kitlesi kazandıkları günlük gazete ed-Difa‘da yayınlamıştır. [7] 1936 yılında Kudüs Radyosu’nda Arapça programların direktörlüğüne atanmıştır. Öğretmenlik yapmak üzere Bağdat’a taşınmış, ancak gelişinden iki ay sonra hastalığı ağırlaşmış ve memleketi Nablus’a geri dönmek zorunda kalmıştır. Kudüs’te kaldırıldığı Fransız Hastanesi’nde 2 Mayıs 1941 yılında, 36 yaşında gençliğinin baharını yaşayamadan hayata gözlerini yummuştur. [8]

2) Şair Bize Ne Anlatıyor?

“Sorma onun selametini / Koltuğunun altına aldı kellesini / Başını dayadığı yastığı ise / Kederleri bir kefene çevirdi / Şimdiyse bekliyor ölümünden / Önceki son saati”

Gece başını yastığa koyduğunda düşüncelerinin ağırlığından gönlü yorgun düşmüştü. Zihnini ve kalbini yoran şey ise ülkesine yapılan zulümdü. Bu zulüm bir ateş düşürmüştü yüreğine, o da bu ateşi daha fazla harlamıştı. Bir an önce ateşin ülkenin her yerine yayılması ve ülkeyi baştan sona hürriyet tutkusuyla yakması için. Bu düşünceyle yapmayı kurguladığı atılım uğruna ölümü yoldaşı edinmişti.

“Suskundur fakat konuşursa / Ağzından ateş ve kan püskürür / Sessizliğini kınayana söyle / Kararlılık dilsizlikten yaratılmıştır”

Şair bu beyitlerde kurtuluş ve zafer hayalini yüreğinde taşıyan ve bu büyük amaca ulaşmak için ölümden asla korkmayan Filistinli savaşçının özelliğinin suskunluk olduğunu ve bu suskunluğun zayıflık ve aşağılanma değil, güç ve haysiyetin göstergesi olduğunu açıklar. Bu mücahit bir müddet konuşursa, haktan başka bir şey söylemez. Yalan söylemez, ikiyüzlülük yapmaz, sessiz kalır ve zamanı geldiğinde istediği şeyleri haykırır. Düşmanlarını onun konuşmasının büyüklüğü ve sertliği korkutmaktadır. Sadece harfler değildir ağzından çıkan, kan ve ateştir.

Çeviri Notları

  • رُوحُهُ فَوْقَ رَاحَتِهْ: Bu, özellikle Filistinli şairlerin şiirlerinde sıklıkla kullandığı bir deyimdir. Kelime anlamı bakımından “Ruhunu kendi avucunda taşıyor.” şeklinde karşımıza çıkan deyimin Türkçedeki karşılığı “kelle koltukta gezmek”tir. Bu da, hayatı tehlike altında ve her an ölüme hazırlıklı gezmek anlamlarında kullanılmaktadır.
  • هَوْلُ: Kelimenin tam karşılığı korku ve dehşettir, ancak biz şiirsel anlamdaki bütünlüğü korumak için anlam çevirisi yapmayı tercih ettik.

Yeni Kelimeleri Yoklayalım

Kaynaklar

Şiir için:

Tûkân, İ. (1993). el-Âmâlü’ş-şi’riyyetu’l-kâmile, İbrâhim Tûkân. Beyrut: el-Müessesetü’l-Arabiyye li’d-dirâsât ve’n-neşr, 136-137. 

[1] Jayyusi, S. K. (1977). Trends and Movements in Modern Arabic Poetry. Leiden: Brill. 

[2], [3] Tûkân, İ. (1993). el-Âmâlü’ş-şi’riyyetu’l-kâmile, İbrâhim Tûkân. Beyrut: el-Müessesetü’l-Arabiyye li’d-dirâsât ve’n-neşr, 136-137. 

[4], [5], [6], [8] Ferrûh, Ö. (1954). Şâirâni M’uâsirâni, İbrâhim Tûkân ve Ebu’l-Kâsım eş-Şâbbî. Beyrut: el-Mektebetü’l-ilmiyye.

[7] Tûkân, F. (1946). Ehi İbrâhim. Yafa: el-Mektebetu’l el-Asriyye.

Yorumunuzu Buraya Bırakabilirsiniz:

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Kategoriler

Abone Olun

Yeni yazılarımızı herkesten önce okumak ve etkinliklerimizden haberdar olmak için mail bültenimize abone olabilirsiniz.

Son Yazılar

Benlik Üzerine Sorgulama: Nazik el-Melaike’nin “Ben” Adlı Şiiri ve Türkçe Çevirisi

Gerek şiirde serbest ölçüyü kullanması gerekse toplumda süregelen ataerkil yapıyı yıkmak için mücadele etmesiyle 20. yüzyılın en çarpıcı kadın şairi haline...

Vatansever Şairin Halkına Hicivleri: Ma’rûf er-Rusâfî’nin Kasidesi ve Türkçe Çevirisi

Çağdaş Arap şairlerinden Mâ’ruf er-Rusâfi ( مَعْرُوف الرُّصَافِي) on dokuzuncu yüzyılda Bağdat’ın “Rusâfe” semtinde doğmuştur. I.Dünya Savaşı’na ve sonrasına tanıklık eden...

Talihsiz Bir Aşk Hikayesi: İbrahim Naci’nin Şiiri Ve Türkçe Çevirisi [3/4]

“Şâ’irü’l Atlâl” (شَاعِرُ الْأَطْلَالِ) lakabıyla tanınan İbrahim Nâcî (إبْرَاهِيم نَاجِي) meşhur kasidesini kendi deyimiyle “bir aşk hikayesinden öteye geçememiş” sevdası hakkında...