Bahauddin Zuheyr’in Kederli Aşık Adlı Şiiri ve Türkçe Çevirisi

Eyyûbîler döneminin meşhur şairlerinden olan Bahâuddîn Zuheyr (بَهَاءُ الدِّين زُهَيْر) farklı türlerde kaleme aldığı geniş şiir yelpazesi ile Arap edebiyatında iz bırakmıştır. Özellikle gazel türünde yazıya döktüğü şiirlerini -ki kendisine “gazel şairi” denmiştir- farklı söz sanatları ile bezemiş ve olağanüstü bir duygusallığa eriştirmiştir. Sevgilisinin onu terk edişinin 4. gününde kaleme aldığı şiiri “Kederli Aşık” (مُحِبٌّ فِي ضِيقٍ) de bu türdeki öne çıkan şiirlerinden bir tanesidir. Ayrılık acısıyla daha fazla baş edemeyen şairin geri dönmesi umuduyla sevgilisine hitaben yazdığı 14 beyitten oluşan şiirini açıklamalarıyla birlikte sizler için derledik.

Önce Şiir

مُحِبٌّ فِي ضِيقٍ

Kederli Aşık

حَبِيبِي عَلَى الدُّنْيَا إِذَا غِبْتَ وَحْشَةٌ

فَيَا قَمَرِي قُلْ لِي مَتَى أَنْتَ طَالِعُ

Sevgilim, sen kaybolduğunda dünyaya ıssızlık çöker

Söyle bana ay parçam ne vakit doğacaksın

لَقَدْ فَنِيَتْ رُوحِي عَلَيْكَ صَبَابَةً

فَمَا أَنْتَ يَا رُوحِي الْعَزِيزَةَ صَانِعُ

Ruhum yok oldu uğrunda, özleminden

Anlat bana can parçam bu hususta ne yapacaksın

سُرُورِيَ أَنْ تَبْقَى بِخَيْرٍ وَنِعْمَةٍ

وَإِنِّي مِنَ الدُّنْيَا بِذَلِكَ قَانِعُ

Gönlümün saadeti, esenlikte ve bollukta kalmandır

Dünyadan bunun ile razı olurum ben

فَمَا الْحُبُّ إِنْ ضَاعَفْتُهُ لَكَ بَاطِلٌ

وَلاَ الدَّمْعُ إِنْ أَفْنَيْتُهُ فِيكَ ضَائِعُ

Sana olan aşkımı misline katlasam beyhude değil

Gözyaşlarımı senin için akıtsam ziyan değil

وَغَيْرُكَ إِنْ وَافَى فَمَا أَنَا نَاظِرٌ

إِلَيْهِ وَإِنْ نَادَى فَمَا أَنَا سَامِعُ

Ki senden gayrısı karşıma çıksa dönüp bakmam

Bana seslense dahi işitmem

كَأَنِّيَ مُوسَى حِينَ أَلْقَتْهُ أُمُّهُ

وَقَدْ حُرِمَتْ قِدْماً عَلَيْهِ الْمَرَاضِعُ

Annesinin nehre bıraktığındaki Musa gibiyim sanki

Önceden süt anneler ona haram kılınmıştı hani

أَظُنُّ حَبِيبِي حَالَ عَمَّا عَهِدْتُهُ

وَإِلّاَ فَمَا عُذْرٌ عَنِ الْوَصْلِ مَانِعُ

Sanıyorum sevgilim onu tanıdığım gibi değil

Aksi halde vuslatımıza engel olan mazeret nedir?

فَقَدْ رَاحَ غَضْبَاناً وَلِي مَا رَأَيْتُهُ

ثَلاَثَةُ أَيَّامٍ وَذَا الْيَوْمُ رَابِعُ

Öfkeyle çekip gitti, görmeyeli oldu üç gün

İşte bugün de dördüncü gün

أَرَى قَصْدَهُ أَنْ يَقطَعَ الْوَصْلَ بَيْنَنَا

وَقَدْ سَلَّ سَيْفَ اللَّحْظِ وَالسَّيْفُ قَاطِعُ

Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti

Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi

وَإِنِّي عَلَى هَذَا الْجَفَاءِ لَصَابِرٌ

لَعَلَّ حَبِيبِي بِالرِّضَى لِيَ رَاجِعُ

Bense bu cefa karşısında bir hayli sabırlıyım

Sevgilimin bana hoşnutça dönmesini umuyorum

فَإِنْ تَتَفَضَّلْ يَا رَسُولِي فَقُلْ لَهُ

مُحِبُّكَ فِي ضِيقٍ وَحِلْمُكَ وَاسِعُ

Lütfedersen ey habercim ona söyle

“Aşığın darlık içinde, seninse affın geniş” diye

فَوَاللهِ مَا ابْتَلَّتْ لِقَلْبِي غُلَّةٌ

وَلاَ نَشِفَتْ مِنِّي عَليْهِ الْمَدَامِعُ

Yemin ederim ne kavrulan kalbimin susuzluğu dindi

Ne de göz pınarlarım suyunu çekti

تَذَلَّلْتُ حَتَّى رَقَّ لِي قَلْبُ حَاسِدِي

وَعَادَ عَذُولِي فِي الْهَوَى وَهُوَ شَافِعُ

Bana kin tutanın kalbi yumuşayana dek zelil oldum

Ta ki aşkımı kınayan döndü de bana aracı oldu

فَلاَ تُنكِرُوا مِنِّي خُضُوعاً عَهِدْتُمُ

فَمَا أَنَا فِي شَيْءٍ سِوَى الْحُبِّ خَاضِعُ

Bende gördüğünüz teslimiyeti yadırgamayın

Zira ben yalnızca aşka teslim oldum

Şiir Notları

1) Bahâuddîn Zuheyr Kimdir?

Ebu’l-Fadl Zuheyr bin Muhammed bin Ali el-Mühellebî, Eyyûbîler devrinin önde gelen şairlerinden biridir. Lakabı, dönemin sultanının izni ile devlet büyüklerine verilen adlardan biri olan Bahâüddîn (dinin kıymetlisi)’dir [1].

Bahâ Zuheyr ismiyle şöhret bulan şair, ayrıca Emevî kumandanlarından Mühelleb b. Ebî Sufre’nin soyundan geldiği için Mühellebî nisbesiyle de anılmaktadır. Şair, aslen Mısır’ın Saîd bölgesinde yer alan Kus şehrindendir, ancak 581 (1185-86) yılında ailesinin hac münasebetiyle gittiği Mekke yakınındaki Nahle Vadisi’nde doğmuştur. Aile birkaç yıl Mekke’de kaldıktan sonra memleketleri olan Kus’a geri dönmüştür. Bahâ Zuheyr dönemin ilim merkezi olan bu şehirde Kur’an, hadis ve edebiyat öğrenimi görmüş ve ilk kasidelerini kaleme almıştır. Aynı zamanda divan katipliği de yapan şair, çeşitli seferlere katılmış, kalemiyle birlikte dönemin siyasetine yakın bir tutum izlemiştir. Bahâ Zuheyr üstün şahsiyeti, güzel ahlâkı, ibadete düşkünlüğü ve bulunduğu makamda insanlara iyilik yapmasıyla tanınmıştır. Mısır’da çıkan bir salgın hastalığa yakalanarak 656 (1258) tarihinde vefat eden şair, İmam Şâfiî’nin türbesinin bulunduğu yere defnedilmiştir [2].

2) Bahâ Zuheyr’in Şairliği

Bahâ Zuheyr oğlunun vefatı üzerine yazmış olduğu mersiyesi ile meşhur olmuştur. Çoğunluğu gazel olmak üzere vasf, hiciv, medh ve mersiye vb. türlerde şiirler kaleme almıştır. Eyyûbîler döneminde şiir dünyasında yaşanan reformların etkisi Bahâ Zuheyr’in kaleminde de kendini göstermiştir. Şair gerek üslup gerekse vezin ve mahiyet bakımından şiirlerinde birçok yeniliğe gitmiştir. Nitekim aruz ölçüsü olarak sakîl (ağır) yerine hafif vezni tercih eden Bahâ Zuheyr, günlük hayat dilini belli kaidelerden geçirerek, dil hatalarından temizlemiş ve serbest nazımda şiirler yazmıştır. Aynı zamanda şiirleriyle asrına ayna tutan şair, dönemin sorunlarına ve insanların dertlerine de mesafeli durmamıştır. Bu nedenledir ki birçok şiiri halkın zihnine işlemiş ve zaman zaman darb-ı mesel olarak kullanılmıştır [3]. Meşhur tarihçi İbn Hallikân onun sehl-i mümteni (kolay görünmekle birlikte benzerinin söylenmesi çok zor olan söz, mısra, beyit anlamında belâgat terimi [4]) derecesinde güzel ve mükemmel şiirleri olduğunu söylemiştir [5].

3) Gazellerindeki Üslubu

Bahâ Zuheyr aşk, özlem, sadakat ve ayrılık gibi temalara değindiği gazellerinde birçok farklı kadın ismi geçirmektedir. Şairin, adet ve geleneklere uygun olarak asıl sevgilisinin ismini gizlemek ve onu toplum önünde utandırmamak için bu üslubu (ta’miye) seçtiği düşünülmektedir. Örnek olarak şu meşhur beyti verilebilir:

أَذْكُرُ الْيَوْمَ سُلَيْمَى / وَغَداً أَذْكُرُ زَيْنَبْ

“Bugün Süleyma’yı anarım yarın gelir Zeynep’i [6]” 

Yine benzer bir nedenden dolayı iffetli gazel (الغَزَلُ الْعَفِيف) türünde yazmış olduğu bu şiirinde de devrin adeti üzere sevgilisine, cinsiyetini belirtmek istemediği için eril bir zamirle seslendiğini (تَذْكِيرُ الْمُؤَنَّث) düşünüyoruz.

4) Şair Bize Ne Anlatıyor?

“Sevgilim, sen kaybolduğunda dünyaya ıssızlık çöker / Söyle bana ay parçam ne vakit doğacaksın / Ruhum yok oldu senin uğrunda, özleminden / Anlat bana can içim bu hususta ne yapacaksın”


Bahâuddîn Zuheyr derin bir aşkla bağlı olduğu sevgilisi tarafından terk edilişi üzerine kaleme aldığı şiirinde kimi zaman aşkının boyutunu ve barışmaya olan inancını dile getirmekte, kimi zaman ise bir iç hesaplaşmayla bu terk edilişinin ardındaki nedeni irdelemektedir. Şiirine giriş olarak seçtiği bu beyitlerinde ise şair ilk olarak ayrılık sonrası halini tasvir etmektedir. Onsuz bir dünyayı ıssız olarak tarif eden şair bu duruma bir son vermesi için sevgilisine seslenmektedir.

“Annesinin nehre bıraktığındaki Musa gibiyim sanki / Geçmiş zamandı, süt anneler ona haram kılınmıştı hani”


Şair bu beyitlerinde başka bir sevgilinin onun için ne denli imkansız olduğunu kendini Hz. Musa’ya benzeterek ifade eder. Kasas suresinde geçen “وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ مِنْ قَبْلُ” ayeti kerimesine benzer bir ifade kullanır. Şairin kastını daha iyi anlayabilmek için kıssayı incelediğimizde görüyoruz ki Hz. Musa’nın riayetini üstlenen Firavun’un eşi Asiye onun için süt anne arayışına girer. Ancak ne kadar çabalasa da Allah izin vermediği için Hz. Musa saraya getirilen hiçbir süt annenin sütünü içmez. Öz annesine kavuşması için oluşturulan bu durum Hz. Musa’nın kız kardeşinin emzikli bir kadın olarak annesini tavsiye etmesine dek devam eder [7]. İşte başka bir anneyi kabul etmeyen Hz.Musa gibi şair de bir başka sevgiliyi kabul etmez, edemez. İlahi bir emrin tecellisi sonucu oluşan bir durumu kendi haliyle benzeştirmesi yaşadığı duyguların yoğunluğunun bir göstergesi niteliğindedir.

“Bana kin tutanın kalbi yumuşayana dek zelil oldum / Ta ki aşkımı suçlayan döndü de bana aracı oldu”


Ayrılığın üzerinden yalnızca dört gün geçmiştir. Ancak bu beyitlerden anlıyoruz ki şairin aşk acısıyla düşmüş olduğu bu hal kısa zamanda halkın diline düşmüştür. İnsanlar başta onun “kendini düşürdüğü” bu durumu kınamış ancak sonrasında onun aşka olan bu tutumu kalplerini yumuşatmış ve nihayetinde ona hak vermişlerdir.

Çeviri Notları

  •  قَمَرِي: “Ayım” anlamında gelen kelimeyi “ay parçam” olarak çevirmeyi Türkçeye daha çok yakıştırdık.
  • رُوحِي الْعَزِيزَةَ: Motamot çeviriyle “değerli ruhum” gibi bir anlama gelen ifadeyi “can içim” olarak çevirmeyi tercih ettik.
  • أَفْنَيْتُهُ: “Yok etmek, tüketmek ve bitirmek” gibi anlamlara gelen kelimeyi göz yaşıyla birlikte geçmesi nedeniyle “akıtmak” şeklinde çevirdik.
  • حِينَ أَلْقَتْهُ أُمُّهُ: “Annesinin nehre bıraktığındaki” olarak çevirdiğimiz ifadenin aslında her ne kadar “nehir” kelimesi geçmese de kıssadan bildiğimiz üzere Hz. Musa’nın annesi onu nehre bırakmıştı. Dolayısıyla “nehir” kelimesini ekleyerek şairin kastının daha net anlaşılmasını amaçladık.
  • أَظُنُّ حَبِيبِي حَالَ عَمَّا عَهِدْتُهُ: Beytinde yer alan حَالَ عَنْ ifadesi “değişmek, vazgeçmek” vb. anlamlara gelmektedir. Ancak biz uyumlu olması açısından beyti “sanıyorum sevgilim onu tanıdığım gibi değil” olarak çevirdik.
  • سَيْفَ اللَّحْظِ: İfadedeki لحظ kelimesi “gözün sol yahutta sağ tarafının ucuyla bir şeye bakmak” anlamındadır. Sözlükte “öfke halinde gözün ucuyla bakmak” anlamına gelen شذر’dan daha kuvvetli bir bakış olduğu geçmektedir. Önceki beytlerde şairin sevgilisinin gidişinden bahsetmesi üzerine bu ifadeyi az ve öz bir şekilde okuyucuya geçirmek amacıyla “veda bakışı” demeyi uygun bulduk.
  • فَوَاللهِ مَا ابْتَلَّتْ لِقَلبِي غُلَّةٌ: Beytini kastedilen manaya yakın bir şekilde “yemin ederim ne kavrulan kalbimin susuzluğu dindi” ifadeleriyle Türkçeye çevirdik. Kelimelerin aslına baktığımızda اِبْتَلَّ “ıslanmak, yaşarmak ve hastalıktan iyileşmek” vb. anlamlara gelirken غُلَّة ise “şiddetli susuzluk” manasındadır. Diğer bir şekilde ifade edecek olursak şair burada susuzluğu bir hastalık olarak görmüş, ve bu hastalıktan şifa bulmadığını belirtmiştir.

Yeni Kelimeleri Yoklayalım

Kaynaklar

Şiir için:

Zuheyr, B. (1964). Dîvânu Bahâuddîn Zuheyr. Beyrut: Dâru Beyrut-Dâru Sâdır, 199.

[1] Zuheyr, B. (1930). Dîvânı Ebi’l Fadl Bahâuddîn Zuheyr. Kahire: İdâratu’t-tıbâatil-munîriyye, V.

[2],[5] Elmalı, H. (1991). Bahâ Züheyr. TDV İslam Ansiklopedisi, 4, 453-454. 

[3] Abdurrezzak, M. (1935). el-Bahâ Zuheyr (2. baskı). Kahire: Matbaatu Lecne.

[4] Mengi, M. (2009). Sehl-i Mümteni. TDV İslam Ansiklopedisi, 36,320.

[6] el-Azzam, R. (2019). et-Tenâsu fî Şi’ri Bahâuddîn Zuheyr. (Yüksek lisans tezi) Huseyin b. Talal Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Ürdün.

[7] Karaman, H., Çağrıcı, M., Dönmez, İ.K., Gümüş, S. (Der.), (2009). Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsiri, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 4, 217.

Eyyûbîler döneminde edebiyat alanında vuku bulan yeniliklere dair:

Huseyn, M.K. (2017). Dirâsât fî’ş-şi’ri fî Asri’l-Eyyûbiyyîn. Birleşik Krallık: Hindawi C.I.C.

Kapak Görseli:

Joseph Vernet / La Nuit; un port de mer au clair de lune (1771)

Yorumunuzu Buraya Bırakabilirsiniz:

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Kategoriler

Abone Olun

Yeni yazılarımızı herkesten önce okumak ve etkinliklerimizden haberdar olmak için mail bültenimize abone olabilirsiniz.

Son Yazılar

Benlik Üzerine Sorgulama: Nazik el-Melaike’nin “Ben” Adlı Şiiri ve Türkçe Çevirisi

Gerek şiirde serbest ölçüyü kullanması gerekse toplumda süregelen ataerkil yapıyı yıkmak için mücadele etmesiyle 20. yüzyılın en çarpıcı kadın şairi haline...

Vatansever Şairin Halkına Hicivleri: Ma’rûf er-Rusâfî’nin Kasidesi ve Türkçe Çevirisi

Çağdaş Arap şairlerinden Mâ’ruf er-Rusâfi ( مَعْرُوف الرُّصَافِي) on dokuzuncu yüzyılda Bağdat’ın “Rusâfe” semtinde doğmuştur. I.Dünya Savaşı’na ve sonrasına tanıklık eden...

Talihsiz Bir Aşk Hikayesi: İbrahim Naci’nin Şiiri Ve Türkçe Çevirisi [3/4]

“Şâ’irü’l Atlâl” (شَاعِرُ الْأَطْلَالِ) lakabıyla tanınan İbrahim Nâcî (إبْرَاهِيم نَاجِي) meşhur kasidesini kendi deyimiyle “bir aşk hikayesinden öteye geçememiş” sevdası hakkında...